Ana içeriğe atla

Hakkımızda

Kürşat'ın Defteri'nin sayfalarını karıştırırken sizden bir şeyler bulacaksınız.
Bu "Defter"i kurcalarken ilkokul sıralarında ortasına çizgi çekip tasarruflu kullanmak istediğiniz gibi cümlelerini tasarruflu bulacaksınız.
Bu "Defter"i kullanmayı sevdiğiniz ya hep sağındaki hiç yazılmamış tarafın rahat yazımından ya da hep solundaki yazılı yerlerin yumuşaklığından ayırmayacaksınız.
Bu "Defter" Kürşat'ın Defter'i olduğu kadar  sizin de defteriniz olacak/olmalı
Yazmayı hep sevdim, yazmayı sevmenin de ibadet olduğunu bilerek...
Şair Kul Nesimi'nin dediği gibi;

Kalbim defter, dilim kalem yazarım
Hakikat emrini duyaldan beri
Yitirdim Leyla'mı gurbet gezerim
Mecnun gibi aşka uyaldan beri

Kalpten gelenler, dilden dökülenler...
Hakkımızda hayırlısı...

Kürşat ASLAN

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İSLÂM MÜCÂHİDİ HZ. MUS'AB b. UMEYR(ra)             Hz. Musab deyince herkesin yüreğinin sızladığını hissederiz. Musab(ra) olmak kolay da olmuyor. Aziz İslam’a gönül vermek her yiğide nasip de olmuyor. Sabah kalkınca davam, akşam yatınca davam, dağdan aşarken davam, dağdan düşerken davam demek her dile kolay da gelmiyor. Hz. Musab böyle bir yüreğe ve dile sahip şahsiyetlerin başında yer alıyordu.             Onun omuzlarına yüklendiği davayı, dağlara verseniz dağlar kabul etmez, yollara verseniz yollar çekmez. Ama o nahif bedenine aldırmadan ben varım Ya Resulallah(sas) dedi her zaman. Allah Resulü(sas) de ne zaman İslam’ın yüreklere taşınması gerekiyorsa mübarek dilindeki isimlerin zirvesinde de yine Musab yer alıyordu. Allah onun yüreğine davasından gayri bi şey koymamıştı sanki. Üzerinden elbiseleri alındı, durun yapmayın demedi. İşkencelere maruz kaldı, yeter artık etmey...
GERÇEK HÜRRİYET Rahman ve Rahim Allah’ın Adıyla             İnsanlığın günden güne uçuruma sürüklendiği şu asırda birçokları yapılan iş doğru da olsa, yanlış da olsa faydasız bir kalabalığın içine kendilerini kaptırmaktadırlar. Düşüncenin devre dışı kaldığı, belli dünyevî amaç ve hedefler ile vaktin de, ömrün de tükendiği bir ortam çevremizi kuşatmaktadır. Madden olmasa da manen ölen insanların yeniden ihyası için İlahî bir intizama, Nebevî bir dokunuşa ihtiyaç duyduğumuz gün gibi aşikârdır.             Allah insanları kulluk için yarattığını ve onları nimetleri ile kuşattığını Kur’an-ı Hâkim’de bizlere beyan ediyor. En başta kendisine musahhar kılınan kâinatı görmezden gelen insanoğlu bununla da yetinmeyip bir adım daha ileri atarak –ki bu adım uçuruma atılmış bir adımdır- kendisini ilah konumuna yükseltiyor, bir yaratıcının olmadığı iddiası ile kendisini ateşe attığının...
BİR HASTALIK ÇEŞİDİ: BANANE! Yüce Allah bizleri dünya hayatına gönderirken kendisine inanan biz kullarını kardeş kıldı. Bu kardeşlik aynı anadan ve aynı babadan olma şartı ile değildi. İman eden kullar ancak kardeş oldular. Hatta bu kardeşlik Nebevî iklimi teneffüs etmiş olan, o saadet asrının kahramanları sahabe efendilerimizde o kadar kalbe işlemişti ki ana-baba bir kardeşin bile ötesinde yer alıyordu. Yaşadığımız şu asrımızda kardeşlik denince akla nesep bağları gelmektedir. Dostluklar ise genellikle menfaatler üzerine kurulmaya başlandı. ‘Selam verdik, borçlu çıktık’ deyimi de aramızda bir nişane olan Selam’ın bile artık insanlar arasında çok görüldüğü bir atmosferde yaşıyoruz. ‘Selam verirsem veya Selam’ı alırsam kesin arkasından bir şeyler gelecektir’ korkusu(!) çepeçevre kuşatmış bizleri. Peki, nasıl bu hale geldik. Bizi birbirimizden ayıran sebepler nelerdi? Kanunî Sultan Süleyman ve Yahya Efendi’nin birbirlerine gönderdiği mektup bize bunun sebebini öğrenmemize kanaatimce...